ŞİDDET ÜZERİNE
- Mustafa Yıldız
- 13 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
ŞİDDET ÜZERİNE
Şiddetin insani bir eylem olmadığını savunuruz. Oysa insan eliyle yapılabilen her şey insanidir, buna şiddette dâhil. İnsani bir hata olarak görmek belki de çok daha doğru olacaktır. Aslında şiddetin her zaman hata mı olduğu sorusu üzerine de düşünmek gerekir.
Kendini savunma refleksi ile şiddete başvuran birisi için şiddet bir savunma yöntemi olarak görülse de, şiddetin şiddeti doğurduğu gerçeğinden hareketle bu tarz nefsimüdafaa eylemlerinin de şiddete yol açtığını söylemeliyiz. Bu yüzden olsa gerek ilahi dinlerin tümünde şiddet kesin bir dil ile yasaklanmıştır. Uygulamada aksi durumların görülmesi, ilahi dinlerin değil, o dine inananların eksiğidir.
Kişilerden oluşan toplulukların tamamında genel geçer kuralların kişiler tarafından çiğnenmesi, o topluluğun toptan yargılanmasına neden olmuştur. Şiddet eğilimi yüksek insanların bir arada bulunduğu mahallelerin kötü isimle anılması bu duruma örnek verilebilir. Şiddetin genel durumunun insan hatası olmasını kabul ederek, ülkemizde şiddetin durumuna da bakalım.
Şiddetin genel bir ideolojik ve sosyal yönü olmadığını varsayarak değerlendirdiğimizde konuyu bireysel olarak ele almamız gerekir.
İnsanın toplumsal var olma çabasının bir sonucu, başvurduğu illegal bir yöntem olarak değerlendirebiliriz şiddeti. Ama ben bu tanımı çok değerli bulmuyorum. Bence insanın şiddete meyli birçok farklı durumun bir araya gelmesi sonucu oluşuyor. Burada karşımıza çok geçerli bir klişe çıkıyor; çocukluk. Şiddet meyli olan bireylerin çocukluklarının çok sıkıntılı geçtiğini görüyoruz. Bu yüzden çocuklara yaklaşımlarımızda daha dikkatli olmalıyız. Onların hayatı algılayış biçimleri bizden çok farklı olabiliyor.
Bizim onlara davranırken normal olarak gördüğümüz tavırlar çocuk zihninde şiddet olarak algılanabiliyor. Basit bir örnek vereyim, bir çocuğu görüp sevecen bir tavırla başına hafifçe vurup “ ne yapıyorsun kereta? “ tarzı bir söylemin çocuğu şiddete yönlendirebileceğini düşünmek sizlere çok hayalî gelebilir. Ama uzun vadede bu tarz davranışlara sık maruz kalan çocukların sevecen tavırlardan uzaklaştıklarını görüyoruz. Sizin için basit olan bir tavır çocuk için farklı sonuçlara neden olabiliyor. Ya da 2-4 yaş arası uyumsuzluk dönemi yaşayan bir çocuğu, sevme girişimlerinde sarf edilen inatçı cümleler, onları sinirlendirip şirin bir hale soksa da, bu sinirli hareketleri karşısında atılan kahkahalar çocukların bu davranışını pekiştirir.
İyi niyetli yukarıda örneklerini verdiğimiz bazı davranışlar çocukların şiddet meylini artırmaktadır. Bu masum örnekleri kullanma nedenim ise çok başka. Şimdi 30 yıl geriye gidelim. 90’lı yılların şiddet temalı çocukluklarına bir bakalım. Öncesi 80’lerin çocuklarında durum daha vahim. 70’lerde ise çok daha kötü. Şu an sosyal yaşamın ana öğesi olan bu insanların büyüdükleri şartları düşününce aslında günümüz toplumunun şiddet durumunun nedeni de açıkça ortaya çıkmaktadır. Aslında bu tespiti umut dolu bir tespit olarak görebiliriz. 2020’li yılların çocukları sosyal yaşamı ele aldığında şiddetin belirgin şekilde azalacağını düşünüyorum.
Yeni yetişen nesillerin daha ahlaki yetiştiği düşüncem ile alakalı sizlerle muhtemelen farklı düşünüyor olabiliriz. Ben ortaokulda okurken okulun önünde iki ekip arabası beklerdi ve kavga olmayan bir günümüzün geçtiğini hatırlamıyorum. Hani diyorlar ya bizim zamanımız, o zamanlar ile şimdi arasında tek fark ulaşılabilirlik. Mesela trafik magandalığı, 1998’e gidelim. O tarihte trafikte kavga olmuyor muydu? Herkesin elinde kamera olmadığı için bilinmiyordu hepsi bu. O yılları yaşayan herkes şöyle bir düşünsün. Aslında habere konu ne kavgalar ne olaylar oluyordu. Sadece duyulmuyordu.
Bu kadar tespit üzerine bazı çözüm önerileri sunmak lazım. Ülkemizin içerisinde bulunduğu durumda şiddetin boyut ve şekil değiştirerek varlığını sürdürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumu ortadan kaldırmak için bana göre yapılması gereken temel eylem, hoşgörü kültürü oluşmasını sağlamaktır. Hoşgörü şiddetin ilacıdır. Günümüz ülke siyasi ve sosyal yapısında da sanırım en büyük eksik bu . Bence insanlar birbirlerine tahammül etmeye başlayınca şiddet toplumumuz için bir sorun olmaktan çıkacak. Peki bu nasıl olacak?
Bazıları için kulak tırmalayıcı olarak gelebilir ama tek yol, herhangi bir nedene bağlı olmayan genel geçer bir ahlak anlayışını toplumun tüm kesimlerine yayılması Hoşgörü ancak böyle topluma hakim olacak ve şiddet önlenecektir. Dini kimlikler kimi zaman şiddetin nedeni bile olabiliyor. Ya da barışçıl görünen ideolojiler bile çatışmaya neden olabiliyor. O zaman tüm dini ve ideolojik kimliklerden bağımsız bir ahlak anlayışı oluşturmak zorundayız.
Çocuk ve kadınları herhangi bir nedene ihtiyaç duymadan korumalıyız. Hırsızlık yapmamalıyız. Birlikte yaşadığımız alanları korumalıyız. Doğaya sahip çıkmalı hayvan haklarına saygı göstermeliyiz. İnsanların hatasız olamayacağı fikrini önce kendi benliğimize giydirip sonra insanlara uyarlamalıyız. O zaman şiddet kendiliğinden hayatımızdan çıkacaktır.
Yorumlar