top of page

KİM

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Yıldız
    Mustafa Yıldız
  • 8 Ara 2025
  • 11 dakikada okunur

Şirkette o gün her zamankinden  garip bir hava vardı. Geçmiş çekişmelerin de etkisiyle şirketin havası iyice soğumuş , insanlar birbirleri ile iletişime geçerken çok daha hassas davranmaya başlamıştı. Yönetici kademesi bu durumdan memnundu. Rekabetin olduğu yerde başarının geleceği düşüncesiyle şirketteki bu soğuk havanın oluşmasını destekliyorlar , hatta bu ortamı korumaya çalışıyorlardı.

Tekin masasına oturduğunda aklında işten daha önemli şeyler olduğu belli oluyordu. Gerek özel yaşantısındaki sıkıntılar , gerekse iş hayatındaki olumsuzlukların etkisi ile kendisini işine çok veremiyordu. Kendi alanında oldukça başarılı bir çalışan olmasından dolayı , şirkette yeri garanti görünüyordu. Diğer iş arkadaşları onun bu ayrıcalıklı durumunu kıskanıyordu. Mesleki rekabetlerini iş dışına da taşımışlardı. Geçen hafta karşı masasında oturan Murat ile ciddi bir tartışma yaşamıştı. Murat onu şirketin işlerini özel amaçları için kullanmak ile itham etmiş , tehditler savurmuştu.

Uzun zamandır şirkette bu konu konuşuluyordu. Çalıştıkları şirket bir lojistik şirketiydi. Temelde işleri taşımacılık ve benzeri faaliyetlerdi. Şirkette dolaşan dedikoduya göre, Tekin bazı yasadışı kişilerle ilişki halindeydi ve şirketteki şoförler ile kurduğu ilişkiler sayesinde yasadışı suç teşkil eden ürünler taşıyordu. Tekin ‘in son dönem maddi anlamda yaşadığı gelişim de, bu söylentilerin artmasına neden oluyordu. Yönetim kademesinin de kulağına bu tip söylentiler geliyor ama nedense çok üzerine düşmüyorlardı. Murat bu duruma çok kızıyor , yönetimden bazılarının da bu işin içinde olduğunu söylüyordu.

Tekin masasında otururken eşi ile akşam yaşadığı tartışma geldi aklına. Eşi Tekin ‘i kendisine ihanet etmekle suçlamıştı. Tartışma gece boyunca sürmüştü. Tekin eşine kendisini anlatamamıştı. Aslında anlatılacakta bir şey yoktu çünkü Tekin ‘in şirkette çalışan Aylin Hanım ile ilişkisi olduğunu herkes biliyordu. Tekin eşini sevdiğini biliyordu ve sevenin aldatmayacağına da inanıyordu. İnançlarınız ile yaşadıklarınız çelişmeye başladığında sosyalleşmeye başlarsınız. İnançlarınızın yaşantınız ile paralel gitmesinin yegâne formülü yalnızlıktır. Yalnız insan hata yapmaz. Belki de bu yüzdendir topluca yapılan ibadetlerin sevabının çok daha fazla olması.

Bu düşüncelerle çalışırken şirketin patronu geldi. Tüm çalışanları topladı.

 

Patron :

-           Arkadaşlar şirket içi bazı sıkıntıların olduğunun farkındayım. Bu sıkıntıları sona erdirmek için arkadaşlarla bir formül düşündük. Sizleri sorunlu olduğunuz kişilerle gruplara ayırıp hafta sonu bir gecelik kamplara yollayacağız. Burada kaynaşacağınızı ve sorunlarınızı aşmış olarak şirkete geleceğinizi düşünüyorum. Bu hafta sonu ilk grup gidiyor. Bu grupta , Tekin , Murat , Kenan , Aylin , Mete ve Selin olacak. Kesinlikle itiraz kabul etmiyorum.

Tüm çalışanlar patronlarının aldığı kararların arkasında ne derece durduğunu biliyorlardı. Bu yüzden kimse itiraz edemedi. Patronları yapı itibari ile uyumlu biriydi ama prensiplerine sıkı sıkıya bağlıydı. Şirkette sorunlar ona kadar yansıdığına göre sorunun büyük olduğunu tüm çalışanlar anlamıştı. Tekin için çok daha büyük bir sorun ortaya çıkmıştı. Eşi Aylin ile kampa gittiğini duyarsa yaşayacaklarını hayal bile edemiyordu. Bu yüzden patronu ile görüşmek istedi.

 

-           Efendim , eşim ile ilgili bazı sıkıntılarım var. Bildiğiniz kıskançlık problemleri. Sizden rica etsem beni başka bir grup ile gönderebilir misiniz ?

-           Bak evlat ya doğruyu söyleyecek kadar cesaretin olsun , ya da yalan söyleyebilecek zekan. Bu senin özel meselen , bu kamp ise bir iş. Değişiklik yok.

-           Ama efendim .

-           Başka bir şey yoksa çıkabilirsin.

Tekin ne yapacağını bilemiyordu. Doğruyu söyleyecek cesareti olmadığını biliyordu o zaman yalandan başka bir çaresi kalmamıştı. İşten çıkar çıkmaz eve gitti. Bir önceki günün etkileri sürüyordu. Evde buz gibi bir hava esiyordu.

-           Canım hafta sonu bir gece kampa gitmemiz gerekiyor şirketle. Patron kişisel gelişim diye bir şey tutturdu.

-           Kimlerle gidiyorsunuz peki ?

-           Ya şirkette sorun yaşadığımız insanlarla işte. Murat , Mete falan.

-           Aylin’de geliyor değil mi ?

-           Yok canım ne alakası var.

-           Haberim var çırpınma boşuna. Gidişin olsun da dönüşün olmasın inşallah.

Tekin konuşmayı sürdürmek istedi ama eşi onu dinlemedi. Kapıyı çarptı ve odasına geçti. Tekin televizyonu açtı ve düşünmeye koyuldu.

Cumartesi sabahı kamp ekibi şirkette buluştu. Herkes hazırlıklarını yapmıştı. Kamp ekibine , tatil acentesinden bir rehber de eşlik edecekti.

Yol boyunca arası iyi olan Murat ile Mete sohbet etti , Selin ile Aylin kendi aralarında biraz sohbet ettikten sonra telefonlara döndüler. Tekin ve Kenan ise hiç konuşmadı. Tekin ‘in Kenan ile önemli bir sorunu yoktu. Sadece aynı işi yapıyorlardı. Tekin Kenan’dan fazla kazandığı için aralarında sessiz bir rekabet vardı. Kenan birkaç kere patrona itiraz edecek olmuştu. Ama patronu Kenan’ı dinlememişti. Tekin Kenan ile konuşmak istemiş ama Kenan konuşulacak bir şey olmadığını söylemişti.

Kamp yerine vardıklarında ilk iş olarak çadırların kurulması gerekiyordu. Tekin ile Mete bir çadırda kalacaktı. Selin ile Aylin , Kenan ile de Murat aynı çadırlarda kalacaklardı. Rehber ise tek başına kalacaktı. Kamp kuralları gereği hepsi telefonlarını rehbere teslim ettiler. Akşamüstüne kadar çadırları kurmakla uğraştılar. Çadır kurma işi bitince Rehber küçük bir doğa yürüyüşünün hepsi için iyi olacağını söyledi. Birlikte doğa yürüyüşüne çıktılar. Rehber durumu biliyordu. Daha önce de buna benzer kişisel gelişim amaçlı turlara katılmıştı.

Turun dönüşünde Rehber ateşi yaktı. Herkesi ateşin etrafına topladı ;

-           Arkadaşlar öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bazı sıkıntıların olduğunu biliyorum. Bu sıkıntıları aşmak için buradayız. Sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçlarından uzakta doğa ile baş başa çözülemeyecek bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Yeter ki birbirinize bir şans verin.

Aylin ateşin başında Tekin ‘in yanına geldi.

-           Duyduğuma göre eşin öğrenmiş.

-           Aylin o konulara hiç girmeyelim ne olur? O kadar bunaldım ki.

-           Eşine söyleyebilirdin.

-           Olmaz Aylin eşime nasıl söylerim? Ne diyeceğim; Büşra, ben bir örgütle birlikte çalışıyorum, tarihi eser kaçırıyorum. Aylin de çalıştığım örgütün başının sevgilisi. Onunla sürekli yazışmamın nedeni bu. Şifreli mesajlaşıyoruz. Büşra bunu duysun önce beni sonra seni direk polise verir.

-           Sessiz ol. Bu kadar açık söyleme. Hanımefendi rezidansta oturmayı biliyor ama.

-           İyi kazanıyorum sanıyor. Zaten bırakmak istiyorum artık. Sonunda yakalanacağız.

-           Bırakmak diye bir şey yok Tekin. Bu işlere başlarken sana bunu söylemiştik. Hem bırakıp ne yapacaksın. O kibirli patronunun verdiği sadaka ile ne yapabilirsin?

-           Korkuyorum. Eşim ile aram bozuldu. Şirkette herkes bana garip bir gözle bakıyor.

-           Merak etme kaç yıldır bir sorun oldu mu? Yine olmaz.

Tekin ile Aylin ‘in bir köşede fısıldaştıklarını gören Murat hafif sesini yükselterek;

-           Arkadaşlar hadi anlatında dinleyelim. Şirketimizin yasak aşk trafiği hızlı.

Aylin duymamazlıktan geldi. Ama Tekin kayıtsız kalamadı.

-           Sen ne demek istiyorsun Murat.

-           Yarası olan gocunur Tekin Bey.

Tekin kimsenin ağzının tadı kaçsın istemedi. Ayrıca haksız olduğunu da bildiği için sessiz kalmayı tercih etti. Bu sırada Murat ile Kenan sohbet etmeye başladı.

-           Murat neden yükleniyorsun? Bırak insanlar istediği gibi yaşasın.

-           Olur mu hiç Kenan. Bu herif benden sonra geldi şirkete. Şimdi her iş bunda. Adam köşe oldu biz yerimizde sayıyoruz. Metresi , karısı yediği içtiği. Deli oluyorum bu adama. Elimden gelse bir kaşık suda boğarım.

-           Yapma Allah aşkına. Zararsız adamdır Tekin.

Bu tartışma bir süre daha uzadı. Tekin ile Aylin ‘in yasadışı işlerde birlikte olduklarından şirkette kimsenin haberi yoktu. Sadece Selin şüpheleniyordu. Bir gün Selin kayıtları kontrol ederken bir gariplik görmüş ve gelip Tekin ‘e sormuştu. Tekin geçiştirmeye çalışmış fakat Selin şüphelenmişti. Sonrasında Aylin Selin ile konuşmuş ve bir şekilde halletmişti sorunu.

Gece ilerlemiş saat 11’e yaklaşmıştı. Sohbet ara sıra hararetlense de devam ediyordu. Bu sırada Rehber çantasında özel bir bitkisel içecek olduğunu ve çok sağlıklı olduğunu söyledi. Herkes kendi bardağını getirmişti. Rehber içeceği getirdi.” Bunu soğuk içersek daha iyi olur. Arabada dolap var. Bardaklarınıza koyalım dolaba kaldıralım.” dedi. Bardaklara doldurdular. Bardakları Mete aldı ve arabadaki dolaba götürdü.

Bir saat kadar sonra Kenan , arabadan içecekleri getirdi. Herkes kendi bardağını aldı. İçeceklerini içip herkes kamptaki çadırına çekildi.

Rehber sabah erkenden kalktı ve herkesi uyandırmak için çadırlarının fermuarını açtı. Herkes kalktı ama Tekin uyanmadı. Tekin ile birlikte kalan Mete’ye sordular. Mete kendisinin çıktığını Tekin ‘i bilmediğini söyledi. Bunun üzerine çadıra gittiklerinde Tekin ‘in cansız bedeni ile karşılaştılar.

Herkes şok olmuştu. Selin bayıldı. Rehber hemen ambulansı aradı ama kontrol ettiğinde Tekin’in öldüğünü anlamıştı.

Ambulans ile birlikte jandarma da geldi olay yerine. Hadisenin adli bir vaka olduğunu karar verdiler. Bu sırada cinayet masasından komiser Yusuf ‘ta geldi olay yerine. Yusuf komiser oldukça sert bir mizaca sahip, kırklı yaşlarının ortasında uzun boylu yakışıklı biriydi.

-           Mesele ne arkadaşlar?

-           Komiserim kamp için gelmişler. Gece yatmışlar sabaha Tekin Sözer ölü bulunmuş.

-           Maktul Tekin Sözer. Peki, kimler varmış?

-           5 arkadaşı bir de rehber komiserim.

-           Alalım onları. Ceset nerde?

-           Çadırda komiserim, olay yerci arkadaşlar inceleme yapıyor.

Yusuf komiser çadıra doğru ilerledi. İçeride olay yeri inceleme komiseri Sedat cesede bakıyordu.

-           Nedir Sedat?

-           Valla komiserim darp izi yok. Ağzında köpük benzeri sıvılar var. Biraz da kulağından kan gelmiş. Zehirlenmiş olabilir. Yine de otopsiyi beklememiz lazım.

-           Tamam, sen gelişmelerden beni haberdar edersin.

-           Tamamdır komiserim.

Yusuf komiser çadıra göz gezdirirken bir defter gördü. Eldivenini taktı ve deftere göz gezdirdi. Defter Tekin ‘e aitti. Yastığının altında bir kâğıt parçası daha gördü. Onu da aldı.  Eşi Büşra Tekin ‘in ölüm haberini alınca koşarak geldi. Şoka girmişti. Onu feryat ederken gören Yusuf komiser yaklaştı yanına ve sordu;

-           Eşiniz miydi?

Cevap veremedi Büşra. Büşra’nın yanındaki hemşire komiser Yusuf ‘a şimdi zamanı mı der gibi baktı. Yusuf komiserde üstelemedi. Cinayet bürodaki polislerden Selim ‘i çağırdı.

-           Kadın kendine gelince ifadeye gelsin mutlaka.

-           Emredersiniz komiserim.

Olay yeri incelemesini tamamladıktan sonra Tekin ‘in cansız bedenini kaldırdılar. Komiser Yusuf arabaya bindi. Selim’e polis merkezine gideceklerini söyledi. Merkeze doğru giderken elindeki defteri inceliyordu. Defterde şiirler vardı. Ama şiirlerin birçoğu meşhur şairlerin şiirleri idi. Bazı küçük çizimler vardı. Eşinin portresini çizmişti bir sayfaya. Gayet güzel bir çizimdi. Defterde bazı isimler dikkatini çekti. İsimlerin yanında bazı rakamlar vardı. Belli ki bazı isimleri kodlamıştı.

Mete :23-26-20-10-6

Murat :14-12-17

Aylin: 14-1-24-12-15

Bu rakamların ne anlama geldiğini hemen anladı. Artık onun için ilk şüpheli Aylin idi. Merkeze geldiğinde hemen Aylin ile konuşmak için sorgu odasına gitti.

-           Sizce Tekin neden öldü?

-           Bilmiyorum hala şoktayım. Çok sağlıklı biriydi.

-           Tekin ile aranız nasıldı?

-           İyiydi. Severdim onu. Çok iyi bir insandı.

-           Peki, sizin için ne düşünürdü?

-           Biz, biz çok iyi arkadaştık severdi beni.

-           Bana hiç öyle gelmedi ama. Defterinde sizi çok farklı yazmış. Defterine sizi “katil” olarak not etmiş.

-           Allah Allah imkânsız. Neden böyle yazmış ki?

-           Bunun cevabını siz vereceksiniz.

-           Bilmiyorum.

İlk sorguda itiraf alamayacağını çok iyi biliyordu komiser Yusuf. Bu yüzden üstelemedi. Aylin ‘in içine kuşku düşmüştü artık. Şimdi diğerleri ile konuşmalıydı. Aynı çadırda yattığı arkadaşı Mete’yi çağırdı. Sorgu odasına girdiğinde garip bir şekilde Mete’nin üzgün olduğunu hissetti.

-           O gece neler olduğunu bana eksiksiz şekilde anlatmanızı istiyorum.

-           Hep birlikte ateşin etrafında toplandık. Sohbet ettik. Sonra çadırlara gidip yattık. Çevre gezisi falan derken çok yürümüştük. Tekin gece yatmadan konuşmak istedi. Olur dedim, biraz konuştuk. Bana hayattan bahsetti, biraz nasihat verdi. Sonra aramızdaki tatsızlıkları sonlandırmaya karar verdik. Helalleştik yattık. Sabah kalktığımda o uyuyordu diye hiç dokunmadım. Sonuçta tatile gelmiştik. Sonra odaya gidince ölmüş olduğunu gördük.

-           Yanı başınızda birisi ölüyor ve siz hiç fark etmiyorsunuz. Size de biraz garip gelmiyor mu?

-           Yemin ederim çok yorgundum. Hiçbir şey duymadım.

-           Peki, sabah yaşıyor muydu, siz çadırdan çıkarken?

-           Bilmiyorum. Hiç dokunmadım. Tulumun içindeydi.

Mete’nin vücut dili gayet kendisinden emindi. Yusuf Komiser ‘i ikna etmişti. Bu ilk görüşmelerde çok detaya girmezdi. İlk konuşmalarda şüphelilerin verdikleri detaylar genelde anlamsız olurdu. Kanıtlar ele ulaşmaya başlayıp sıkıştırıldıklarında daha net bilgiler alabilirdi.

Sonraki günün sabahında Selim elinde bir dosya ile geldi.

-           Komiserim otopsi raporu çıktı. İlk bulgular zehirlendiğini gösteriyor. Kimyasal bir zehir  ile zehirlenmiş. Bu zehrin özelliği etkisini bir kaç sonra göstermesi.   Tam ölüm saati gece 3 gibi. Arkadaşlara haber verdim olay yerinden aldıkları eşyalarda tabak ve bardaklarda siyanür arayacaklar.

Komiser Yusuf’un elinde artık nur topu gibi bir cinayet vakası vardı. Olay yeri inceleme biriminden de ilk raporlar gelmeye başlamıştı. İlk bulgularda Tekin ‘in bardağında kimyasal zehir izlerine rastlanmıştı. Bardakta Tekin , Mete , Kenan ve Aylin ‘in parmak izleri vardı. Ayrıca çadırda küçük bir şişeye sarılmış halde bir miktar kimyasal zehir bulundu. Zehir şişesinin üzerinde ise parmak izi bulunamadı. Komiser Yusuf bu delillerden sonra yine sorguya geçti.

Mete bardakta parmak izi olmasını içecekleri buzdolabına kaldırırken bardağı tutmasına bağladı. Kenan’da benzer şekilde içecekleri getirmesine bağladı. Aylin ise bardağı Tekin ‘e uzatırken parmak izinin kalabileceğini söyledi. ;Komiser Yusuf Mete’yi sorguya aldı.

-           Artık daha net konuşalım mı Mete? Çadırda sadece ikiniz kaldınız. Zehir çadırda bulundu ve bardakta da senin parmak izin var. Neden öldürdün?

-           Size daha öncede söyledim. Bardakları arabadaki dolaba götürdüm. O ara tutmuş olmalıyım. Zehri ise hiç görmedim.

Mete’yi sıkıştıran komiser aslında adaylar arasında en az ondan şüpheleniyordu. Çünkü böyle bir cinayet işleyen birisinin, Suç aletini olay yerinde tutması hiç mantıklı değildi. Ama Mete içlerinden ona en samimi gelen olmuştu. Komiser Yusuf içlerinde en pasif duran Selin ile konuşmaya karar verdi.

-           O gece neler olduğunu bana anlatır mısınız?

-           Ateş etrafında oturduk sonra rehber içecek getirmiş onu içtik. Sonra çadırlarımıza gidip uyuduk. Sabah kalktığımızda da durum bu.

Konuşma sırasında Selin, Aylin ile Tekin arasındaki ilişkiden bahsetti. Ayrıca Tekin hakkındaki söylentilerden de bahsetti. Komiser Yusuf Selin ile olan konuşmasından sonra zihninde bir harita oluşmaya başlamıştı. Aylin’i sorguya aldı. Aylin hakkında teknik takip yapılmasını istedi. Aylin ‘in telefon kayıtları incelendiğinde Tekin ile olan yazışmalarını gördü. Sonra birkaç numara ile de sık sık iletişime geçtiğini tespit ettirdi. Olay gecesi yine bir numara ile yazıştıklarını tespit etti. Bu yazışmada karşıdaki şahsın bir mesajda “ Sustur o aptalı “ yazdığını gördü. Aylin ise kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti. Birkaç küçük yasa dışı eylemleri olduğu ama asla organize bir durum olmadığını söyledi. Sadece elektronik birkaç aletin vergi istisnası olarak ülkeye sokulmasına yardım ettiklerini söyledi. Komiser Yusuf inanmadı. Detaylı yaptığı araştırmada Aylin ‘in bir suç örgütü ile bağlantısını keşfetti.

-           Evet, Aylin yolun sonuna geldik. Neden öldürdünüz?

-           Ben kimseyi öldürmedim diyorum anlamıyor musunuz?

-           Sıkılmaya başladım ama. Bardakta parmak iziniz var. Gece gizlice konuştuğunuzu duymuşlar. Ayrıca mesajlar var. Bir kaçakçılık şebekesi ile de bağlantınız saptandı. Tekin işinizi bozdu sizde susturdunuz. Doğru mu?

-           Hayır, asla kabul etmiyorum. Evet, bazı işlerimiz oldu Tekin ile ama asla öldürmem onu. Hatta kimseyi öldürmem öldüremem.

Aylin direniyordu ama bütün oklar onu gösteriyordu. Bu sırada Kenan Mete’nin gece 2 sularında çadırdan çıktığını söyledi. Kendisi de tuvalet için çıktığında Mete’yi görmüştü. Oysa Mete çadırdan hiç çıkmadığını uyuduğunu söylemişti. Komiser Mete’ye bu gece yürüyüşünü sorunca, önemli olmadığı için anlatmadım cevabını aldı. Aylin’in öldürmesi için sebebi çoktu. Deliler Mete’yi gösteriyordu. Kenan ve Murat ise konuşmuyorlardı. Onların bu özgüveni de şüphelendiriyordu komiseri.

Komiser defteri incelemeye devam etti. Defterde bazı plakalar gördü. Bu plakaların taşımacılık yaptıkları kamyonların plakası olduğunu keşfetti. Bu özel plakaların Aylin ‘in bahsettiği özel ürünleri taşıdığını düşündü. Bu sırada Tekin ‘in yastığının altında bulanan kâğıt parçası ilişti gözüne. Kâğıt parçasında anlamsız bir yazı gördü. Tam olarak şöyle yazıyordu.

 

 

Büşra bu şiiri sana yazdım;

Arsız tıknaz yaşa, şaşır mani

Güne cümleler yoksun

Beni niyetle üretip zenginleş        

Her keskin tencerelerde                

İnsan tipi kamyon alemi lıkırda yorgun umdum.

İnsan tipi hardan eline dişe yormuş umdum. 

 

Şiirden hiçbir anlam çıkaramadı. Gözaltında olan herkese sordu ama onlarda bir şey anlamadılar. Bir Ece Ayhan şiiri gibiydi ama araştırdılar kimseye ait çıkmadı. Aklına Muhsin Ünlü ‘nün “ Konanmış çesinlerçevrelendehotuyordu” dizeleri geldi. Fonetik olarak sorun yoktu şiirde ama mantık hataları vardı. Sonra aklına eşi Büşra’ya sormak geldi bu şiiri. Çünkü muhtemelen o gece yazmıştı bu şiiri. Ardından kalan son yazı da buydu. Büşra şiire bakınca gözleri doldu.

-           Bu onun şiiri. Ben ne demek istediğini anladım.

-           Lütfen bize de anlatır mısınız?

-           Hayrı anlatamam. Bu onunla benim aramızdaki bir sırdır. Sizin işiniz cinayetleri aydınlatmak değil mi ? Uğraşın çözersiniz.

-           Hanımefendi lütfen zorluk çıkarmayın. Belki de öleceğini hissetti ve bu şiirle bize katili verdi.

-           Olabilir ama dediğim gibi eşim ile özelimi kimse ile paylaşamam. 

Komiser Yusuf bu konuda yapacağı bir şey olmadığını biliyordu. İş başa düşmüştü, artık bu düğümü kendisi çözecekti. İki gün boyunca elinde kâğıtla dolaştı. Bir türlü parçalar birleşmiyordu. Mete olabilirdi. Hem bardakta parmak izi vardı hem de gece bir tek o vardı Tekin ‘in yanında. Aylin olabilirdi, çünkü öldürmek için en büyük motivasyon ondaydı. Murat olabilirdi içlerinde fiziksel tartışmaya girdikleri tek kişi oydu. Kenan olabilirdi, hem öldürmek için sebebi vardı hem de bardakta parmak izi vardı. Rehber olabilirdi. Tekin ‘in çalıştığı örgüt kiralık olarak onu tutmuş olabilirdi. Selin olabilirdi. Özel bir nedeni yoktu ama sürekli her şeyi anlatıyordu. Sanki ilgiyi üzerinden atmaya çalışıyordu. İşler iyice karmaşıklaşmıştı.

Defterdeki isimler geldi aklına. Murat‘ın kodlarını çözmüştü. Bu kodun üzerine yürümeye karar verdi. Sonra defterin ilerleyen sayfalarında murat ile ilgili şöyle bir not buldu,” İnsanların sizi sevmediklerini hissedebilirsiniz. Ama bazıları sizi öldürmek ister. Murat öyle birisi.” Komiser Yusuf neredeyse 3 gündür uyumamıştı. Defter ve kâğıt elinde sürekli onlara bakıyordu. Defterden Aylin ile ilgili de bir kısım vardı. Orada şunlar yazıyordu , “ İnsanlar katil olmaz katil doğar. Katil olmak için de birisini öldürmenize gerek yoktur. Benim yaşam sevincimi öldüren kadın, Katil Aylin “

Defterdeki notlar ona bir yerleri işaret ediyordu ama o bir türlü büyük resmi göremiyordu. Bu kampta bulunanlardan Tekin ‘in sevdiği kimse yoktu. Bu sırada Büşra geldi aklına. Kocasının ona yazdığı notu paylaşmamasına sinirlenmişti. Acaba o notta ne yazıyordu. Büşra’yı biraz daha araştırmaya karar verdi. Büşra’nın telefon kayıtlarına bakınca olaydan bir gece önce akşam saat 16.20 sularında Mete ile telefonda görüştüğünü tespit etti. Bu görüşmeden kimse ona bahsetmemişti. Büşra’yı tekrar merkeze alıp sordu ;

-           Mete ile olaydan bir gün önce saat 16.20 de ne konuştunuz?

-           Mete bana kampa Aylin ‘in de geleceğini söyledi. Bende bu eşim ile benim aramda seni ilgilendirmez deyip kapattım.

-           Ya öyle olmamışsa.

-           Anlamadım!

-           Mesela Mete seni aradı ve dedi ki kocanın Aylin ile ilişkisini söyledi. Sonra kampa gideceklerini söyledi. Sende kıskançlık krizine girdin ve kocanı ortadan kaldırmaya karar verdiniz. Sonra Mete aynı odada kalmak istedi. Böylece dikkat çekmeyecekti. Kocan öleceğini anlayınca bize bir şeyler anlatmaya çalıştı. Mete anlamasın diye de şifreli yazdı. Mete uyuyor numarası yaptı. Bence güzel bir hikâye oldu.

-           Bana daha çok masal gibi geldi.

-           O zaman bana kocanın kâğıda ne yazdığını söyle.

-           Benden asla bunu duyamayacaksınız. Telefon kayıtlarına bakabilirsiniz. Benim Mete ile konuştuklarım kayıtlı. Ben ne o gün ne önce ne de sonra kocam ile ilgili böylesi bir olumsuz düşünceye kapılmadım. Katili bende çok merak ediyorum. Bulmanızı da heyecanla bekliyorum.

Komiser Yusuf iyice bunalmıştı. Bu sırada artık eve gitmeye karar verdi. Eve vardığında eşi onu özlediklerini söyledi. Birinci sınıfa giden oğlu ona koşarak sarıldı. Bu sırada cebinden Tekin ‘den aldığı kâğıt düştü. Oğlu Mehmet kâğıdı aldı ve tekleye tekleye okumaya başladı notu. Tam bu sırada o okurken komiser Yusuf sırrı çözdü. Sevinçten kendisini tutamadı oğluna sarıldı ve “Aslan oğlum benim, bu yaşta cinayeti çözdü” dedi.

Komiser merkeze durumu geçti ve yatağına uzanıp derin bir uykuya daldı.

Son Yazılar

Hepsini Gör
ACIKLI SAHNE

Bu düşük bütçeli filmde kullanılabilecek kalifiye oyunculardan biri olmadığı aşikâr. Sıradan bir sabah başlangıcı ile sıradan bir filmin ilk saniyeleri gibi başladı gün. Erkenden uyanan oyuncumuz yata

 
 
 
KIRMIZI MERMERLER

Üç insanın yan yana geçmekte zorlanacağı, araç trafiğine kapalı bir sokağın girişindeki, beyaz kireç boyalı evde geçti çocukluğum. Evimiz de üç oda vardı, bir de giriş. Girişi hem salon hem de mutfak

 
 
 
SON

Hastane koridorlarının duvarlarına ince ince nakşedilmiş hüzün izlerini takip ederek ilerledi koridorda. Farklı renklere boyanmış duvarların rengi sorulsa hiç düşünmeden hüzün rengi derdi, hüzün rengi

 
 
 

Yorumlar


bottom of page